Ana içeriğe atla

İLGİ MANYAĞI FİLM ANALİZİ




Siz hiç hayatınızın her evresinde tüm gözler sizi izlesin istediniz mi? Bulunduğunuz ortamlarda ilgi sizden kayınca ilgiyi kendinize çekebilmek için çeşitli oyunlar yaptınız mı? En önemlisi siz hiç ilgi çekmek için sağlığınızdan vazgeçtiniz mi? Yönetmen Kristoffer Borgli filmde bu sorulara yanıt bulmaya çalışıp oldukça güzel ve sürükleyici bir yapımı bizlerle paylaşmış.

1)    Filmin konusu ve özeti

İlgi Manyağı, rekabet içinde olduğu sevgilisi başarıyı yakaladığında, dikkatleri üzerine çekmek için farklı bir yola giren bir kadının hikayesini konu ediyor. Signe ve Thomas sağlıksız, rekabetçi bir ilişki içinde olan bir çiftir. Thomas beklenmedik bir şekilde çağdaş bir sanatçı olmayı başarıp, ün kazandığındaysa işler içinden çıkmaz bir hal alır. Sevgilisi başarıyı yakaladığında 30’lu yaşlara yaklaşan Signe’nin elinde ne başarı ne de hırs kalır. Bu duruma karşılık Signe, dikkat ve sempati çekmeye kararlı yeni bir kişilik yaratarak statüsünü geri kazanmak için umutsuz bir girişimde bulunur. Artık o hayatını bir kurban olarak sürdürecektir.

 

2)    Film Analizi

Film  30’larına yaklaşmış ve garson olarak çalışan Signe ve sanatçı sevgilisi Thomas Signe’nin doğum gününü kutlamak üzere şık ve pahallı olan bir restorana gelmesiyle başlıyor. Thomas, sevgilisi için sipariş ettiği pahalı şarabı çalma girişiminde bulunurken(ki bu tarz girişimleri film boyunca devam edecek hatta çaldıklarıyla bir sanat galerisi açacak), ilgiyi sürekli kendi üzerinde tutmayı arzulayan sevgilisi Signe, doğum günü pastası gelirken tüm gözleri üzerine çekmeye çabalarken istemeden sevgilisinin bu planını mahvediyor. Filmin ilk sahnesi gerek Signe’yi gerek Thomas’ı gerekse de ikili arasındaki ilişkiyi oldukça keskin bir biçimde özetliyor. İlişkileri bir döngü halinde toksikleşerek ilerliyor.

Giriş sahnesinin ardından partiye geçen ikiliden Signe yakın arkadaşıyla bir konuşmasında insanların narsist olmasından bahseder ve kendine getirilen eleştiriye ben narsist değilim diye cevap verir ve bu noktada Signe’nin narsistik karakterini görmeye başlıyoruz. Signe’nin çalıştığı kafenin önünde bir kadın köpek saldırısına uğrar ve Signe bu olayı bir kahraman havasında herkese anlatır. Hatta kadına yardım ederken kan olan gömleği ile eve kadar yürür ve kendisine bakan insanları gördükçe gülümser. Hatta bu olaydan bir süre sonra sokakta gördüğü bir köpek kendisine saldırsın diye onu zorladığını da görüyoruz. Bu sahnede kendini kahraman gibi atfedip yansıması narsistik bir özellik gösterirken kanlı gömlekle yürüyüp ilgileri üzerine çekmesi histriyonik kişiliğinin yansımasıdır. Bu sahnede bir diğer ilginç nokta sevgilisi Thomas kendisini öyle görmesine rağmen bir tepki vermiyor ve bu dur diyip düşünmemize sebep olabiliyor. Thomas’ın bir türlü dönüp hâline bakmaması o birkaç saniye içinde, sevgilisinin kendisini ilk gördüğü anda nasıl bir konumda olması, nasıl bir yüz ifadesi takınması gerektiğine odaklandığını, başka bir şeyi önemsemediğini hissediyoruz. Hatta yaralananın kendisi olmadığını açıklamakta bile tereddüt ediyor, zira bunun Thomas’ın endişesini ve ona yönelik ilgisini azaltacağını biliyor. Bu ilgiyi kaybetmeyi asla istemiyor.

Başka bir sahne de ise sevgilisinin başarısı kutlanırken ilgi odağında olamadığı için fıstık alerjisi varmış gibi davranır. Hatta bunu ilerletip neredeyse hastaneye kadar gidebilecek bir rol oynar. Ayrıca erkek arkadaşı Thomas bunun üzerine başarısını kutlayamamaktadır. Toksik bir ilişki sürdüren bu iki karakter film boyunca karşılıklı narsistlik eğilimleri göstermektedir.

İlerleyen sahnelerde kendine köpeği saldırtma girişimi başarısız olduktan sonra arama motorundan yaralanmayla ilgili araştırma yaparken yasal olmayan bir ilaç keşfeder. Bu ilacı bir arkadaşından temin eder ve her gün dozajı arttırarak kullanmaya devam eder. Signe bunları büyük bir soğukkanlılıkla kullanmaktadır. Signe bir mağdur olarak görünmek amacıyla asla sınır tanımamaktadır. Bir süre sonra istediği kızarıklar ve döküntüler oluşmaya başlar. Signe bunları Thomas’ın görmesini sağlayarak onun endişesinden keyif almaktadır. Signe Thomas’ın onu hastaneden almaması ve evde dergi çekimindeki halini görünce kendini kaybetmektedir. Thomas’ın ilgisizliği aynı zamanda başarısını ve evdeki herkesin onunla ilgilenmesini kaldıramayan Signe ilaç kutusunun tamamını içmektedir. Bunun üzerine yüzünde çok derinler yaralar açılmaktadır. Signe bu yüzden uzun süre hastanede yatar. Bu süre zarfında umrunda olan tek şey insanların onu sorması, merak etmesi ve sosyal medyadaki arkadaşlarından bu konuda aldığı dönütlerdir. Öyle ki hastaneye yattığında sevgilisini herkese çok kötü olduğumu söyle diye tembihler.

Signe hastanede olduğu süre boyunca sosyal medya üzerinden bir ilgi toplamaya çalışmaktadır. Bilindiği üzere sosyal medya bugün insanların kendilerini istedikleri gibi gösterdikleri ve buna yönelik dönütler alabildikleri bir mecradır. Signe hasta bir ilaç mağdurunu oynayarak insanların ona acımasını istemektedir. Hastaneden çıktığı sırada Thomas’a “Bu kadar mı? 56 mesaj ve birkaç ziyaret. Hiçbir şey olmamış gibi hayat devam ediyor” demektedir. Filmin bu bölümünde özellikle sosyal medyanın önemli bir rol oynadığı Narsisizm ve aşırı ilgi arzusu gibi problemlerin acı tablosunu gözler önüne sermektedir. İnsanlar sosyal medya gibi sanal platformlarda hissettikleri görülme arzusu ve görülmeme endişesi arasında bir var olma kaygısı yaşamaktadır. Bu durumlar bir süre sonra ciddi davranış ve kişilik bozukluklarını da beraberinde getirebilmektedir. “Kişi sosyal medya kanalıyla ben buradayım demektedir ve bununla birlikte içinde yaşadığımız düzenin “bizi toplumla uyumlu hâle getirme çabası” doğrultusunda ‘ben en iyiyim, harikayım, kendimi seviyorum’ gibi söylemeleriyle “uyumlaştırmaya” çalışılan birey, sosyal medya kanalına dâhil olmakta ve bu alandaki araçlar yoluyla kişinin narsistik yönü ortaya çıkmaktadır” (Alanka & Cezik, 2016, s. 560).

3)    Signe, Thomas ve Narsistik Kişilik Bozukluğu

Film boyunca karakterimizin ne kadar narsist olduğunu gözlemleyebiliriz.

Signe’nin bütün amacı göz önünde olmak ve ilgi çekmektir. Bu şekilde sevildiğini hissetmektedir. Her narsist gibi o da büyük bir özgüven ve imaj sağlarken aslında içten içe özgüvensiz ve özsevgisiz bir karakterdir. Satışı yasaklanan ve ölümcül bir ilacın yan etkileri sonucunda değişen bir kişinin hayatını görünce o da aynı yoldan gitmeye çalışmakta çünkü bu ilaç ciltte devasa görünüş bozukluklarına sebep olduğu için herkesin kendisine bakacağını düşünür bu şekilde hep ilgi üzerinde olacaktır. Narsisistik Kişilik Bozukluğu’na sahip olan insanlar, kendilerinde olmayan o öz sevginin ikamesini başkalarından alacakları ilgide ararlar. İşte Signe de tam olarak bu ilginin arayışında olmuş ve ilaçları fazlasıyla içmekten çekinmemiştir. Signe, patolojik bir narsistin ilgi ve sevgi için neleri feda edebileceğinin uç bir örneği olarak karşımıza çıkar.


Bunun sebebi sevgi ve ilgi eksikliği olabilir. Aslında ben bir noktada bunun kendisine atfettiği anlamı yakalayamamasına bağlayabileceğimizi düşünüyorum. Şöyle ki hayatı akıp giderken tam olarak yolunu bulamamış bir karakterdir. Anlam arayışı devam ederken hayatının anlamını ilgi çekmek üzerine kurmuş olabileceğini düşünüyorum. Bir açıdan kendini gerçekleştirememesinin acısını bu yoldan çıkarıyor gibi. Ama Signe’nin tek problemi narsistik kişilik bozukluğu değildir.  

Thomas ideal bir erkek arkadaş olarak görünmek ve ilgiyi toplamak için Signe’ye sevgi dolu bir şekilde sarılmaktadır. Hastanede Signe’ye sürekli hastalılığının bulaşıcı olup olmadığı soran ve ona dokunmaktan çekinmesine rağmen takdir toplamak için rahatlıkla kız arkadaşına sarılabilmektedir. İnsanlar tarafından sürekli beğenilmek, onaylanmak ve takdir görmek isteyen narsist bir karakter olan Thomas’ın karakter çözümlemesinin net bir şekilde yapılabildiği çok az sahneden biridir. Ayrıca film boyunca Signe’nin yanındaki birçok kişi bencil, narsist ve imaj düşkünü bireyler olup sadece onun kadar abartılı davranışlarda bulunmamaktadırlar



4)    Signe ve Histriyonik Kişilik Bozukluğu

Histrionik Kişilik Bozukluğunda birey sürekli olarak ilgi odağı olmak için abartılı davranışlarda bulunurken, Munchausen Sendromu olan bir kişi ise gerçekte olmayan bir rahatsızlığı ve hâlihazırdaki bir hastalığı ve problemi aşırı abartılı bir şekilde anlatmaktadır (Değer, 2022). Histriyonik kişiler, ilginin hep üzerlerinde olması için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Duygu durumları düzensizdir; çünkü insanlarla ilişki kurma amacı yerine onları etkilemeyi ve ilgilerini çekmeyi amaçlarlar. Dolayısıyla, bunun için çeşitli duygusal manipülasyon yöntemlerinden kaçınmazlar. Signe’nin köpek saldırısı tavrı, fıstık alerjisi oyunu, ilaç alması gibi çoğu davranışı buna örnektir.

5)     Signe ve Munchausen Sendromu

          En basit tanımıyla kişinin hasta olmadığı halde hastalık üretmesidir. Birey, fiziksel semptomları kasıtlı olarak meydana getirir veya semptomu varmış gibi göstermektedir. Rollerini, çok iyi yaptıkları için herkesi kandırabilirler. Fıstık alerjisinde yaptığı rolle tam olarak bunu hissettirmektedir.


6)   
Özet

          Signe ve Thomas film boyunca narsistik davranışlara devam eder. Bunun yanı sıra ilgi manyaklığı, histriyonik kişilik bozukluğu gibi patolojik davranışlar sergilemeye devam ederler. Filmin sonunda terapideki arkadaşlarıyla birlikte doğa yürüyüşünde olan Signe üzerinden hastalığın sebebine ve tedaviye aynı anda vurgu yapılmaktadır. Hasta bir toplumun hasta ettiği bir bireyin tedavisi toplumdan uzak bir doğa olarak ele alınmaktadır. Thomas ise sanat kaçakçılığından tutuklanmış sonu belirsiz kalmıştır.



        Kaynakça: 

Özbey, A.U ve Tan, Z (2023). Yüceltilmiş benlik felaketi olarak narsisizm’in sinematografik anlatımı: ilgi manyağı film örneği. MECMUA-Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi ISSN: 2587-1811 8(15), 138-149.

Alanka, Ö. ve Cezik, A. (2016). Dijital kibir: Sosyal medyadaki narsistik ritüellere ilişkin bir inceleme. Trt Akademi Dergisi, 2 (1), 548-569. https://dergipark.org.tr/tr/download/articlefile/218550

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

🎬 Modern Family ve Kişilik Tipleri: Kahkaha, Çatışma ve Bağ Kurmanın Gücü

Modern Family , birbirine bağlı üç ailenin hem yürek ısıtan hem de komik yaşamlarını konu alıyor. Diziyi bu kadar eğlenceli ve izleyiciyle bağ kurabilir hâle getiren en önemli unsurlardan biri, farklı kişilik tiplerinin temsil edilmesi. Karakterler arasındaki kişilik farkları, sık sık yanlış anlaşılmalara ve komik durumlara yol açıyor. Bu çatışmalar, dizinin mizahını besleyen temel kaynaklardan biri olarak öne çıkıyor. Sonuç olarak, bu durum komedisi bize şunu gösteriyor: Bir aile çok farklı insanlardan oluşsa bile, sevgi, saygı ve bolca kahkaha ile güçlü ve sağlıklı ilişkiler kurulabilir. Myers Briggs 16 kişilik tipini göz önüne alarak karakterlerimizi analiz ettik: Claire Dunpy: ESTJ Çalışkan, alaycı ve sorumluluk sahibi Claire, aynı zamanda mikro yönetime eğilimli bir karakter olarak tipik bir ESTJ kişilik tipini temsil eder. Birçok ESTJ gibi Claire de liderlik rolünü üstlenmekten hoşlanır — ve bunda oldukça başarılıdır. İster ev hanımı olarak evin düzenini sağlamak, ister Prichett...

FEMİNİST TERAPİ

Feminizm Latince kökenli “Femine” anlamına gelen kadın sözcüğünden türetilmiştir. Feminizm insanlar arasında eşitliği savunur. İnsanları cinsiyetinden, dilindin, dininden ırkından vb.den ayırmaz ve insan eşitliğini savunur. Kadınların haklarının geliştirilmesini savunur . Feminizm Geleneksel toplumsal cinsiyet algılarının karşısında duran bir ideolojidir. Feminist terapi kuramı ise feminizm düşünce akımının başlayıp yaygınlaşmasıyla ortaya çıkmış bir terapi ekolüdür. Feminist terapi 1960‘lardaki kadın hareketlerine dayandırılabilir. Bu dönemde kadınlar kendilerine yapılan baskılardan dolayı başkaldırmışlardır. Bu dönemde kadınlar bir araya gelmişler ve hep beraber farkındalıklarını arttıracak bireyselleşmelerine fayda sağlayacak girişimlerde bulunmuşlardır. 1980’lerde Feminist terapi artık bir oluşum olarak tanımlanmış. Daha sonra ikinci dalga adı verilen dört feminist felsefe tanımlanmıştır: Liberal Feministler: Kadın erkek eşitliği çıkış noktalarıdır. Aynı zamanda kadınların ...