“Ben kimim?” ya da “ Ne için bu dünyadayım?” zaman zaman hepimizin kendine sorduğu, basit görünen ancak bir o kadar karmaşık olan iki sorudur. Yıllar boyu bu soru üzerine psikologlar araştırmalarda bulunmuş, çalışmalar yapmıştır. Benlik konusu psikolojide ilk olarak William James’in 1980’de yayımladığı ‘The Principles Of Psychogoly’ kitabında görülmektedir. Bu kitapta 4 farklı benlikden bahsedilmektedir. Tanım olarak benliğe bakıldığında araştırmalarda bu konuyla ilgili, bilinen ben, bilen ben, sosyal ben, ayna benlik, ideal benlik vb. gibi farklı benlik adlandırılmaları bulunsa da hepsinin temelinde benlik kavramı bulunmaktadır. Kısaca benlik kavramı şöyle tanımlanabilir. “Benlik kavramı, bireyin kendisini algılamasını, kendisinin diğer insanlarla olan ilişkilerine ait algılarını ve bütün bu algılara verilen değerlerini içerir.” (Özen ve Gülaçtı, 2010) O zaman benlik kavramının bireyin kendisine soracağı “ Ben neyim?” sorusuna verdiği cevap ile tanımlanacağı söylenebilir. Bu sorunun benliğe dair öneminden Pescitelli (1996) şöyle bahsetmektedir: ”Benlik kavramı, bireyin kendine ilişkin bilinçli algılarından oluşmaktadır” (akt: Özen& Gülaçtı, 2010). Peki bu tanımlamanın nasıl olacağını ne etkileyebilir? Bireyin kendisine dair algıları, kim tarafından nasıl şekillenmektedir? Bu konuda kuşkusuz çevrenin etkisi yadsınamaz. İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlık olarak tanımlanabilir. Birey doğduğu andan itibaren çevreyle ilişki içinde olarak ihtiyaçlarını karşılamaktadır. İlişkide olmak, fark edilmek bireyin önemli ihtiyaçlarından birisi olarak görülmektedir. Bu nedenle benlik kavramının oluşumunda çevrenin etkisi oldukça önemlidir. En etkili unsurlardan birisi, aile yani ebeveynlerdir. Bebek dünyaya bakıma muhtaç olarak gelmektedir. Erikson’un temel güvene karşı güvensizlik olarak adlandırdığı bu dönem, bireyin ebeveynleri tarafından gösterilen ilgiye göre benliği ve diğerlerine dair fikirlerindeki şemaların oluşmasında etkili olmaktadır. Bu dönemde çevreden görülen olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi sonraki yıllarda gelişecek olan benlik saygısı, benlik imajı, ideal benlik ve özgüven kavramları içinde etkili olacaktır. Benliğin gelişmesinde etkili olan dönemlerden biride Erikson’un girişimciliğe karşı suçluluk dönemidir. Bu dönemde ebeveyn ile kurulan özdeşime bağlı olarak alt ve üst benlik gelişiminin gerçekleştiği söylenebilir. Çocuk cinsel durumlar karşısında toplumun kurallarını öğrenir, ki bence bu dönem çocuğun Colley’in tanımladığı ayna benlik kavramını oluşturduğu dönem olarak düşünülebilir. Colley ayna benlik için “…Ayna benlikte önemli olan üç nokta, bireyin başkaları tarafından nasıl algılandığı, başkalarının ona davranışları sonucu bireyde oluşan tepkiler ve bireyin gurur, utanma gibi duygularını içermektedir. “ (akt:Çam& Engin& Uğuryol, 2017) tanımında bulunmaktadır. Freud’a göre üst benliğin, anne, baba, toplum kuralları isteklerini içerdiği düşünülünce de özellikle Türk toplumu için bu düşüncenin desteklenebileceği düşünülmektedir. Başka bir benlik kavramının oluşmasında etkili olan diğer bir dönem de başarıya karşı aşağılık evresidir. Okula başlayan çocuktan bu dönemde toplum ve ailesi tarafından başarması beklenen iki görev bulunmaktadır. Yeni ve ilk defa girdiği bir düzen olan okula alışmak ve derslerinde başarılı olmak. Tüm bu görevler çocuğun akademik benlik ve ideal benlik kavramlarınında ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Ebeveynleri ve öğretmenleri tarafından çocuktan beklenen başarı ideal benliğin oluşmasını sağlamaktadır. Bu dönemde eğer ebeveynler mükemmeliyetçi bir tavır takınıyorsa, çocuğun ideal benliği ile gerçek benliği arasındaki uçurum artmakta ve bu da benlik saygısında düşüşe sebep olmaktadır. Günümüzde çoğu çocuğun ‘proje çocuk’ olarak dünyaya getirildiği, gideceği okulun, kursların doğmadan seçildiği, sınavlar, kurslar ve hep bir başarı odağı istenildiği düşünüldüğünde, mükemmeliyetçi, düşünce hataları yapan kaygı dolu çocukların varlığının çokluğunun nedenleri anlaşılabilmektedir. Tüm bu dönemleri atlatan bireyin önünde, benlik gelişimi için en önemli dönem olan ergenlik, kimlik oluşturma vardır. Ergenlikde benlik kavramının daha çok başkalarının gözünde nasıl olunduğuna yönelik “ hayali seyirciler” kavramı ve ergen ben merkezciliğinden etkilendiğini düşünmekteyim. Bu dönemde beden imajı öne çıkmaktadır. Özellikle şuan gençler üzerindeki sosyal medya etkisi düşünüldüğünde bu durumun önemi daha da anlaşılmaktadır. Ericson’a (1984) göre bizimde içinde bulunduğumuz, ergenlikten yetişkinliğe geçiş dönemi olan beliren yetişkinlik döneminde iki temel sorun vardır: “ İlki bireyin kendisini ve başkalarının gözünde ne hissettiğidir. İkincisi ise edinmiş olduğu birikimleri bundan sonraki meslek örneklerine nasıl bağlayacağı sorunudur. Bu dönemde bireyin doğuştan getirdiği yetenekler ile toplumdaki yeri ve toplumsal rolü bütünleşir. Bu bütünleşme çabası da benlik kimliğinin oluşumuna zemin hazırlar.” ( akt: Çam& Engin& Uğuryol, 2017) Tüm bu durum benlik saygısı kavramını ortaya çıkarmaktadır. “Benlik saygısı, kişinin kendine saygı duyması kadar kendine güven duyması kendini benimseyip değer vermesi, kendini beğenmesi, onaylaması, kendisinden hoşnut olması, kendini olumlu ve sevilmeye değer bulması gibi pek çok kavramla ifade edilmektedir.” (Çam& Engin& Uğuryol, 2017) Benlik saygısı ve benlik kavramının olumlu olarak gelişmiş olması, yetişkinlik yıllarına geçiş olan üniversite yıllarını daha verimli, keyif alarak geçirmek, kendinin farkında olunmasını sağlamak ve ne istediğini bildiği için mesleki ve kişisel anlamda gelişim sağlamak adına çok önemlidir. Benlik saygısı yüksek olan birey, kendini sever, kişiler arası olumlu ilişkilere sahiptirler, özgüvenleri daha yüsektir, kendine değer verir ve öznel olarak kendinin farkındadır. Bu kişilerin psikolojik sağlamlığı yüksek olmakla beraber, geleceğe dair mesleki kaygıları da sağlıklı biçimdedir. Günümüz gençliğinin en büyük sorunu anksiyete problemleri, Amerikalı psikolog Philiph Cusman’ın tanımladığı gibi bir “ boş benlik” problemi yaşamaktayız. Cusman boş benliği şöyle tanımlar: “Bu benlik, topluluk, gelenek ve paylaşılan anlamın yokluğunu yaşantılayan benliktir. Görünüşte böylesi bir sosyal yoksunluk ve sonuçlarını kayda değer bulmayan “boş benlik”, bu yoksunluğu süreğen bir duygusal açlık olarak cisimleştirmektedir. Bu benlik çağının yabancılaşma ve parçalanmasına karşı durabilmek için, tüketim malzemeleri, kaloriler, yeni yaşantılar, politikacılar, romantik sevgililer ve empatik terapistler tarafından doldurulmayı arzulamaktadır.” (Gülaçtı & Özen, 2010) Özetle benlik gelişiminin ne zaman başladığı, sonlanıp sonlanmadığına dair literatürde farklı görüşler bulunmaktadır. Ancak araştırmalar gösteriyor ki benlik gelişiminde yaş ilerledikçe olumlu tasarım artmaktadır. Benliğin gelişmesinde iki önemli zamanın olduğundan bahsedebiliriz. Birisi erken dönem çocukluk yaşantıları bir diğeri ise ergenlikden yetişkinliğe geçiş yıllarıdır. Sullivan bu konuda “ … Özellikle erken çocukluk döneminde anne ve babanın çocuğa yaklaşımı, çocukta ‘iyi ben’ ve ‘kötü ben’ kavramlarının oluşmasına neden olur. Çocuk ile ebeveyn arasında olumlu ilişkiler gelişirse çocukta ‘iyi ben’ gelişir ve özgüven artar. Eğer cezalandırıcı, olumsuz ilişkiler söz konusu ise çocukta ‘kötü ben’ kavramı gelişir ve güvensizlik meydana gelir.” cümlelerini kullanmaktadır. (akt: Çam&Engin&Uğuryol, 2017) Ergenlik dönemindeki olumlu benlik algısı da yetişkinlik yıllarının verimli geçmesine yardımcı olacaktır. Unutulmamalıdır ki kişi ancak kendini kabullenir, ne istediğini bilir ve başkaları değil de öznel ben ne istiyora odaklanırsa tam işler kişi haline gelebilir.
Kaynakça
· Özen, Y. & Gülaçtı, F. (2010). Benlik-Kavramı Ve Benliğin Gelişimi Bilen Benliğe Gereksinim Var Mı? . Erzincan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi , 12 (2) , 20-38 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/erziefd/issue/6000/80003
· ÇAM, M. O., ENGİN, E., & UĞURYOL, M. (2017). ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNDE BENLİK GELİŞİMİ VE GÜVEN DUYGUSU. Journal of International Social Research, 10(51).

Yorumlar
Yorum Gönder