Ana içeriğe atla

ZAMANE İNSANININ ZAMANLA İMTİHANI

Zaman kavramı oldukça karmaşıktır ya da bunu karmaşık hale getiren biz insanlarız. Gün içinde sürekli saati kontrol edip bir şeyleri sürekli zamanında yapma endişesine kapılmış durumdayız. Bu endişeyle çoğu zaman anı kaçırıyoruz. Zamanla ilgili hep planlarımız var; hep bir yerlere bir şeylere yetişme çabası içindeyiz. Durup es vermeye hiç vaktimiz yokmuş gibi. Durmanın da bir ilerleme olabileceği gerçeğini unutmuşuz. Hep bir şeylere yetişmeye çabalıyoruz. Hepimizin dilinde dolanan tek bir cümle var: geciktim. İşe geciktim, okula geciktim, toplantıya geciktim, işe başlamaya geciktim, yalnız yaşamaya geciktim, birine geciktim, evlenmeye geciktim gibi bir sürü geciktimli cevaplarımız var. Bunları söylerken aslında geciktiğimiz tek şey hayatımız. Hepimiz yeni dünya düzeninde hayatımıza yetişemiyoruz. Bir şeyler hep akıp gidiyor. Hep bir yerlere koşuyoruz ama yetiştiğimiz bir durak yok. Üzerimizde bir zaman baskısı var ama neyin baskısı çoğu zaman anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu güçlük sonucunda olumsuz duygularla ve düşüncelerle baş başa kalıyoruz. Bu da bizi tüketiyor. Bizi tüketen zaman mı yoksa biz miyiz anlayamıyoruz. 

Galiba artık beklemeye tahammülümüz yok. Beklemek bir ıstırap haline gelmiş vaziyette bizler için. Beklemeyi bilmiyoruz. Bekleyemediğimiz her zaman aralığı bizi incitiyor. Belki de kendimize dur dememiz gereken evre bu evredir. Dur ve bekle, izle. Beklemeyi tercih etmediğimiz durumların ağırlığını hiç bilmeyeceğiz belki de. Hep bir tetikte olma durumu içindeyiz. Bir şeyleri akışına bırakma durumunu git gide kaybediyoruz. Bunun sebebi yeni dünya düzeninin yanı sıra sosyal medya kullanımının da olduğunu düşünüyorum. Eskiden daha az haberdar olunan durumlardan artık anında haberdar olabiliyoruz. Eskiden bir mektup aylarca beklenebilirken şimdi bir mesajı beklemek bize oldukça güç geliyor. Anındalığa alışmış durumdayız. Her şey anında olmalı çünkü anında oluyormuş gibi izliyoruz insanları. Hiç tanımadığımız insanların hayat mücadelelerini izliyoruz ve sanki herkesin hayatı öyle gitmeliymiş gibi hissediyoruz. Örneğin kimi okulu bitirir bitirmez yüksek lisansa başlayabiliyor, kimi hemen iş bulabiliyor, kimi hemen evlenebiliyor. Bunları gördüğümüzde hep bir geç kalmışlık ve yetişme çabasına giriyoruz. Oysa zaman özneldir. Hepimizin yaşadığı deneyimin yarattığı zaman kavramı farklıdır. Kimi için yalnız kahve içip kitap okumak saatler gibi geliyorsa kimine bu durum dakikalar gibi gelebilir. Einstein izafiyet kuramında şöyle bir örnek vermiştir: “güzel bir kızla oturan bir adam için geçen süre ile aynı adamı sıcak bir fırının üzerine oturttuğunuzda geçen zaman aynı değildir, işte bu da Rölatife (izafiyet) kuramıdır”

Aslında farkında olmadığımız tek gerçek hiç şeye geç kalmadığımız gerçeği. Hepimizin zamanı birbirinden ayrı işliyor. Hepimizin hayat şartları birbirinden oldukça farklı. Yalnızca bir hayatımız var ve o da eşsiz. Tek yapmamız gereken bunu kabul edip gecikmeyi yaratanın biz olduğumuzun farkına varmak. Hayatımız bir koşu maratonu değil ki hep saniyelerle yarışalım. Bu yüzden durmayı ve gecikmenin doğallığını hayatımıza eklemeyi unutmayalım.

Zamanla ilgili düşüncelerimin bu şekilde evirilmesine katkıda bulunan “Helene L’heuillet ‘in Gecikmeye Övgü: Zaman nereye gitti?” kitabı oldu. Aslında ben de hep geç kaldığımı hissediyorken bu kitap zaman kavramına oldukça farklı bakmamı sağladı. Okumanızı tavsiye ederim. Şimdi sizinle kitapta farkındalığımı güçlendiren bazı kısımlarını paylaşacağım.

“ Uykuda ya da dinlenmede giderilen yorgunluk değil ama günbegün ağırlaşan bir yorgunluktur. Çağımızın sıkıntısının dışavurumudur.”

“ Zaman acı veriyor, acıları geçirdiği söylense bile kolayca kabul görmüyor… Çünkü zaman kaybın deneyimlenmesidir: Bir kaybı yaşamadan onu hissetmek imkânsızdır.”

“ Hızlandırılmış toplum bizi güçsüzlüğe mahkûm eder. Oysa güçsüzlük hüzünlendirir.”

“ Küçük bir kemirgenin bir aslanın hapsolduğu ağın iplerini güçlü ve öfkeli aslandan daha kolay kopardığına dikkat çeken La Fontaine’in anlattığı gibi, gecikme zamanın uzunluğunu deneyimletir.”

“Vakit mutluluk getirmez. Hayat gecikmedir.”




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

🎬 Modern Family ve Kişilik Tipleri: Kahkaha, Çatışma ve Bağ Kurmanın Gücü

Modern Family , birbirine bağlı üç ailenin hem yürek ısıtan hem de komik yaşamlarını konu alıyor. Diziyi bu kadar eğlenceli ve izleyiciyle bağ kurabilir hâle getiren en önemli unsurlardan biri, farklı kişilik tiplerinin temsil edilmesi. Karakterler arasındaki kişilik farkları, sık sık yanlış anlaşılmalara ve komik durumlara yol açıyor. Bu çatışmalar, dizinin mizahını besleyen temel kaynaklardan biri olarak öne çıkıyor. Sonuç olarak, bu durum komedisi bize şunu gösteriyor: Bir aile çok farklı insanlardan oluşsa bile, sevgi, saygı ve bolca kahkaha ile güçlü ve sağlıklı ilişkiler kurulabilir. Myers Briggs 16 kişilik tipini göz önüne alarak karakterlerimizi analiz ettik: Claire Dunpy: ESTJ Çalışkan, alaycı ve sorumluluk sahibi Claire, aynı zamanda mikro yönetime eğilimli bir karakter olarak tipik bir ESTJ kişilik tipini temsil eder. Birçok ESTJ gibi Claire de liderlik rolünü üstlenmekten hoşlanır — ve bunda oldukça başarılıdır. İster ev hanımı olarak evin düzenini sağlamak, ister Prichett...

FEMİNİST TERAPİ

Feminizm Latince kökenli “Femine” anlamına gelen kadın sözcüğünden türetilmiştir. Feminizm insanlar arasında eşitliği savunur. İnsanları cinsiyetinden, dilindin, dininden ırkından vb.den ayırmaz ve insan eşitliğini savunur. Kadınların haklarının geliştirilmesini savunur . Feminizm Geleneksel toplumsal cinsiyet algılarının karşısında duran bir ideolojidir. Feminist terapi kuramı ise feminizm düşünce akımının başlayıp yaygınlaşmasıyla ortaya çıkmış bir terapi ekolüdür. Feminist terapi 1960‘lardaki kadın hareketlerine dayandırılabilir. Bu dönemde kadınlar kendilerine yapılan baskılardan dolayı başkaldırmışlardır. Bu dönemde kadınlar bir araya gelmişler ve hep beraber farkındalıklarını arttıracak bireyselleşmelerine fayda sağlayacak girişimlerde bulunmuşlardır. 1980’lerde Feminist terapi artık bir oluşum olarak tanımlanmış. Daha sonra ikinci dalga adı verilen dört feminist felsefe tanımlanmıştır: Liberal Feministler: Kadın erkek eşitliği çıkış noktalarıdır. Aynı zamanda kadınların ...
İLGİ MANYAĞI FİLM ANALİZİ Siz hiç hayatınızın her evresinde tüm gözler sizi izlesin istediniz mi? Bulunduğunuz ortamlarda ilgi sizden kayınca ilgiyi kendinize çekebilmek için çeşitli oyunlar yaptınız mı? En önemlisi siz hiç ilgi çekmek için sağlığınızdan vazgeçtiniz mi? Yönetmen Kristoffer Borgli filmde bu sorulara yanıt bulmaya çalışıp oldukça güzel ve sürükleyici bir yapımı bizlerle paylaşmış.